21 Kasım 2015 Cumartesi

Belki bir gün aynı anda aynı şehirde aynı sabaha uyanırız.


Gelmeler gitmeler… Bir daha dönmemecesine gitmeler…

Sabahları açık, akşamları demli çay içtiğim kadim dostum. Yüreğimde bir ömür yer ettin. Üstelik öyle gecekondu gibi de değil. Yıkılmaca yok!.. Her zaman nasıl diyorsak yine aynen öyle. Sana kalpten eyvallah...

Şehirler arası otobüsleri sevemedim hiç. Bir de uzun yolları… Fakat kaderde  hep uzun yolları şehirler arası otobüslerle gitmek varmış. En sevdiklerini hep otobüsler uzaklaştırır senden. En sevdiklerinden hep otobüslerle uzaklaşırsın. Otobüs hareket edene kadar anlamazsın, farkına varmazsın ama şoför motoru çalıştırıp birkaç metre ilerledikten sonra yüreğe oturan o hissin ağırlığını hangi ağırlık birimi ölçebilir ki? Geride bıraktığın kentin, alışkanlıkların, alıştığın sokakların, alıştığın insanların uzaklaşmasını kafanı cama dayayarak dakikalarca izlersin. Kafan cama çarpınca gerçekliğe döner ve artık yalnız olduğunun farkına varırsın. Yalnızsın… yapayalnız… Geride bıraktığın anılar o an yapboz gibi tek tek birleşir kafanda. Düşünmek hatırlamak istemezsin ama  şoförün ışıkları söndürmesiyle yüreğin kaskatı kesilir. Bu saatten sonra üzülmezsin. Kabullenirsin.

Herkes dönüp kendi yoluna gitti Dünya’nın en sonuna… Ve sen ben aynalara karşı  verdiğimiz bu savaşta hep yenilgiler kurbanı…

Elimi uzatsam ve gel desem…  Hiç sormadan… Nereye?

Gelir misin benimle?...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder