Sabahları açık, akşamları demli
çay içtiğim kadim dostum. Yüreğimde bir ömür yer ettin. Üstelik öyle gecekondu
gibi de değil. Yıkılmaca yok!.. Her zaman nasıl diyorsak yine aynen öyle. Sana
kalpten eyvallah...
Şehirler arası otobüsleri
sevemedim hiç. Bir de uzun yolları… Fakat kaderde hep uzun yolları şehirler arası otobüslerle
gitmek varmış. En sevdiklerini hep otobüsler uzaklaştırır senden. En
sevdiklerinden hep otobüslerle uzaklaşırsın. Otobüs hareket edene kadar
anlamazsın, farkına varmazsın ama şoför motoru çalıştırıp birkaç metre
ilerledikten sonra yüreğe oturan o hissin ağırlığını hangi ağırlık birimi
ölçebilir ki? Geride bıraktığın kentin, alışkanlıkların, alıştığın sokakların,
alıştığın insanların uzaklaşmasını kafanı cama dayayarak dakikalarca izlersin.
Kafan cama çarpınca gerçekliğe döner ve artık yalnız olduğunun farkına
varırsın. Yalnızsın… yapayalnız… Geride bıraktığın anılar o an yapboz gibi tek
tek birleşir kafanda. Düşünmek hatırlamak istemezsin ama şoförün ışıkları söndürmesiyle yüreğin kaskatı
kesilir. Bu saatten sonra üzülmezsin. Kabullenirsin.
Herkes dönüp kendi yoluna gitti Dünya’nın en sonuna… Ve sen ben
aynalara karşı verdiğimiz bu savaşta hep
yenilgiler kurbanı…
Elimi uzatsam ve gel desem… Hiç sormadan… Nereye?
Gelir misin benimle?...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder