Eskiden dışarı çıktığımda yağmur kokardı,toprak kokardı. Burnuma kadar gelirdi komşumuzun her akşam yaptığı yemeklerin kokusu…
Geride kalanları özlüyor insan. İnsan kokuları özlüyor ve bir de kokusundan tanıdığı insanları özlüyor çoğu zaman…
Birbirinden kopmak, başkalaşmak… Bu değişe değişe durmadan başkalaşmak…
“Özlemek sence de çekirdekli mandalina gibi değil mi?” demişti küçük kız. Özlemek ne kolay okunan ama boğazda ne de çok düğüm düğüm olan bir kelime… Yarın olsun diye bekliyorsun fakat hep dünü özlüyorsun ne garip. Sanki güzel şeyler hep dünde yaşanmış yarın hep kapkaranlık… Bir de hep çocuklukları özlüyor insan. Hani tek kaygısı oyun bitecek diye havanın kararmasıdır ya çocuğun. O günlere dönmeyi kim istemez. O günlerin anısı servet eder. Top almak için onlarca çocuğun harçlıklarını ortaya düşünmeden sermesi, o masumiyet, o güven… Hepsini büyüdükçe, kendi ellerimizle öldürmedik mi sizce de? Bu değil miydi özlemeyi bu kadar zor ve fakat bir o kadar da güzel kılan…
Cumartesi veya Pazar günüydü. Karşı karşıya oturmuştuk masada küçük kızla. Elinde bir şiir kitabı vardı. Ben Özdemir Asaf severdim o ise yüreğine neyi yakıştırdıysa. Sayfaları karıştırıp dakikalarca bir şeyler okudu. Sonra hiç konuşmadan şiir kitabını masadan bana doğru itti ve eliyle işaret edip okumamı istedi. Gösterdiği şiiri okudum ve kitabı aynı şekilde masanın üzerinden iterek tekrar ona doğru uzattım. O dakikadan sonra sadece onun ne yapacağıyla ilgiliydim. Sayfaları karıştırmaya devam etti. Bu kez daha uzun sürdüğünden bir an benim orada olduğumu unuttuğunu sandım ama daha çok geçmeden tekrar kitap onun ellerinden bana doğru uzandı. Gözlerinin tam içine bakarak gülümsedim. Tekrar alıp gösterdiği yeri okudum. Bu kez anlamıştım. Seçtiği yerler tamamen bizimle ilintiliydi. Aramızdaki şey her ne ise ona vurgu yapmaya çalışır gibi seçiyordu okumamı istediği yerleri. Hızla okuduktan sonra heyecanla tekrar uzattım kitabı. Bu kez de o bakıp gülümsedi. Anlamıştı heyecanlı olduğumu.O an, o zaman her şey donmuş olsa öyle kalabilsek. Hep böyle yanağına iliştirdiği gülümsemeyle yan yana olabilsek diye düşündüm. Ben tekrar o kitabın bana gelmesini beklerken. Birden kitaplarını toplayıp hiçbir şey söylemeden kalkıp gitti. Arkasından baktım. Gülümsedim. Geleceğini biliyordum.
Gece yağmur topluyordu kapkara bulutlardan… Sokaklarda serseri bir rüzgar… Hiç düşünmeden dışarı çıktım gecenin g’üçünde. Banklar,kaldırımlar,sokak lambaları,ağaçlar,evler ve bomboş sokaklar. Sanki her yer ve her şey terk edilmiş. Sanki kimse daha önce basmamış kaldırım taşlarına. Gökyüzüne baktım. Bu gece yağmur yağar mıydı ki? Gözlerinde bunca damla yağmur biriktirmişken ıslanmamak çabası niye?
“Yağmurda tanıdım seni.Yağmuru da sevdim seni de… Seni yağmurdan çok. Bak denizin ortasındayız rüzgarlar altında… Yağmurumuz artık yok.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder