Bir gece yarısı evde otururken sürekli bir şeyler yazdığım
defterimin bir köşesine şu sözleri karaladığımı hatırlıyorum. ‘Şimdiler de
denizlerden yağmur damlaları topluyorum.’
Asfalttaki çukurlara yine yağmur damlaları birikiyor. Bu
gece yarıları hep mi insanı sabahtan koparıp herkes uyuduktan sonra bile isteye
yalnızlığa iter.
Camdan karşı kaldırımı izliyorum. Gün aydınlanmaya başlıyor
sokak lambaları artık mesaisini bitirmiş olacak ki birer birer kapanmaya
başlıyor. Diğer güne başlamış sayılıyorsun ve yalnızlığın bir kademe daha
atlıyor. İnsanlar o saatler de servise yetişmek için koşuşuyor. Çöpün
kenarındaki kedi var gücüyle geriniyor. Karşıda pencereye çıkan kadın
ağzını sonuna kadar açıp esniyor.
Günaydın.
Tahammülsüzlükler öyle sarmış ki dört bir yanımızı sevmeye
sevilmeye bile yok takatimiz. Herkes birbirine öylesine uzak öylesine yabancı
öylesine bir başkası ki aynaya bakıp kendini bile tanımadığın oluyor. Bunca
insanın içinde bunca monotonlukta bu şehri saran kocaman toz bulutunda dahası
bu yaşamak mesaisinde kendine bir yer edinmeye çalışıyorsun. Her sokak başında
karşılaştığın tanıdık insanların yüzünde
öylesine iliştirilmiş yalandan gülümsemeler,yalandan selamlaşmalar…
İçinden gülüyorsun hayatın bu boşu boşunalığına… Hatta
içinden çığlıklar atıyor içini yine içine döküyorsun.
Kışın günler kısa olur biliyorsun.
Sokaklar bomboş olur.
Gece erkenden örter günü.
Hava soğur umursamam.
Bile bile üşürüm.
Gelirsin gelmezsin umursamam
Çok düşünür aklımı üşütürüm.
Beni bilirsin
Ellerimi cebime koymam
Donar ellerim tutmazsan.
Yüreğime düşen cemre
Sen de çekip gitme!..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder